Kendini Ertelemek

İnsanın profesyonellikle yaptığı şeylerden biri de kendi ertelemek. Tıpkı bir alarmı erteleyip uykuya devam etmek gibi insan kendini sürekli erteleyerek uyku haline devam edebiliyor ve bunu da o kadar ustalıkla yapıyor ki, erteleme halini değil, onu uykudan uyandıran alarmı bile suçlayabiliyor…

Kendine bakmak, içinde çok büyük özgürlüklerle, bırakışlarla, idraklarla birlikte birçok yüzleşme de getiriyor beraberinde. Kendine her yönden bakmaya başladığında yapmam dediklerini yaptığını, bırakamam dediklerini bıraktığını, yargılayanlara kızarken kendi yargıladığını yani kendi gölgesini fark ediyor insan. Bazen çekiniyor o halinden bazen de yargılıyor ya da saklamaya çalışıyor. Üzerine geçirdiği parlak kılıftan farklı bir kılıf çünkü bu. Daha gerçek, daha insani…

Buna bakmak cesaret istiyor, çünkü bu bakışın ardından artık asla ben bunu yapmam diyemiyor insan… Dışarıda olan her şeyin, dışladığı ya da anlam veremediği her şeyin kendi içinde de birebir aynısıyla olduğunu fark ediyor. Belki de bu yüzden erteliyor. Çünkü ertelediğinde görmek zorunda kalmayabilir, gözünü kapatırsa o görmek istemedikleri geçip gidebilir, canı acımayabilir, eğilip bükülmez kimlikleri sapasağlam durabilir… Evet uyku tatlı geliyor ama tek bir gerçeğine bile uyanmanın onu kime dönüştüreceğini merak etmiyor.

Ama işler tam da istediği gibi gitmiyor her zaman uyku sever insanımız için. İçinden geçmeden, etrafından dolaştırmıyor bizi hayat çoğu zaman. Bazen daha ne olduğunu anlamadan, kendini yaşamaktan çekindiğin o deneyimi yaşarken buluyorsun. Kaybetmekten korktuklarını kaybederken, gitmem dediğin yerden giderken, sana yapıldığında öfkeyle karşı geldiğin şeyi başkasına yaparken, arzularını bastırmaya çalışıp kendi arzularında boğulurken ve daha birçok varyasyonun içinde… Hayat seni görüyor ve istediğin kadar saklanmaya çalış, uyumaya çalış, bir yerde, bir şekilde sobeleniyorsun. O tatlı uyku, bölünüyor…

İçinden geçmeden hatta deneyim senin içinden geçerken kime dönüştüğünü görmeden olmuyor. En parlak tarafına değil sadece, en karanlığına da gözünü dikmeli insan. Oyalanmadan, ertelemeden, kendi için zorlaştırmadan ve hayatı suçlamadan… Belki o zaman o uyandırma çağrısı geldiğinde, o alarm çaldığında dikkatle gözünü açabilir etrafına. Her zaman seni sana hatırlatan hayat, o alarmı boşuna çalmıyor. Ya kapatıp uyumaya devam edersin ya kalkar yoluna devam edersin. Seçim senin.