Ayağına Basıldığında Dönüştüğün Karakter de Sensin

İnsan ayağına basıldığında kimi ne kadar kapsadığını anlar. Herkes senin istediğin gibi konuşurken, herkes seni görürken, sararken ya da sarmalarken karşındakini sevmek kolaydır. Anlayış göstermek ya da en parlak halinde ortada gezinmek de kolaydır.
Ama ayağına basıldığında… İşler ters gittiğinde bu parlak kıyafeti korumak o kadar da kolay olmaz. Duygular birbirine girdiğinde, içinden çıkan seni tanıyamadığında, merkezi bulamadığında…
İnsan kime dönüşür ayağına basıldığında? Onu o konforlu zihninden, kontrol edebildiği düşüncelerinden biri tutup dışarı fırlattığında hala aynı kalabilir mi? Bir diğerini sevmeye devam edebilir mi? Hala aynı kalp açıklığını koruyabilir mi? Hala büyük büyük, geniş geniş cümleler kurabilir mi sevmek şudur, anlayış budur diye. Her şeye rağmen ve olan o tesirle beraber yoluna devam edebilir mi insan yarattığı kimliği zarar gördüğünde?
İnsanlar çoğunlukla gölgelerini sevmezler. Sorulmasından çekindikleri soruları duymaktan, hoşlarına gitmeyen tavırlara maruz kalmaktan ya da kimliklerini ters köşe vurgu yapan herhangi bir şeye mesai harcamaktan. Karanlık korkutucu gelir. İçlerinden çıkan yüze bakmak zor gelir. Bu nedenle bu yüzü ona gösteren kişiyi, duyguyu ya da konuyu kesip atarlar bazen hayatlarının içinden. Başka birini bulmak, ona bu hoşuna gitmeyen şeyleri yapmayacak başka kimlikler aramak, yaratmak, onu kendisiyle karşılaştıranla kalmaktan daha kolaydır.
Ama insan kendini gölgesiyle tanır. Ayağına basıldığında karşına çıkan yüzü tanımazsa, aynada baktığı kişinin o olduğunu da iddia edemez. İnsan aydınlıktan oluşmaz sadece, içinde karanlık da vardır. Onu dönüştürmek bilgiyi nasıl kullandığınla ilgiliyken, ona bakmak irademizle ilgili. Her şey bakan gözün sorumluluğu sonuçta. Sen nasıl bakarsan, suretlerde de onu görürsün. Senin zihnin senin ya cennetin ya da cehennemindir sonuçta, başkasının değil.